Hayran kalınan bütün güzellikleri bir yana, coğrafi konumu itibariyle kıtaları ve denizleri birleştirdiği için stratejik bir öneme de sahip olan İstanbul; tarihi boyunca bir cazibe merkezi olmuş, üç büyük imparatorluğa ev sahipliği yapmış kadim bir şehir. 2004-2013 yılları arasında yapılan Yenikapı kazıları, bir yerleşim yeri olarak kentin tarihinin Neolitik Çağa, günümüzden 8500 yıl öncesine dayandığını ortaya çıkardı. İstanbul’da atacağınız her adımda; Roma, Bizans, Osmanlı İmparatorlukları ve nihayet Türkiye’ye ait bin yıllardır biriken kültürün izlerine rastlarsınız. Sözün özü; İstanbul bir dünya mirası. Bu mirasın günümüze kadar korunan örneklerinin gelecek nesillere ulaşmasını sağlamak da bir insanlık görevi.

 

Bir Kapıdan Girilen Üç Müze; İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul Arkeoloji Müzesi günümüzde, mimari olarak da her biri birer sanat eseri olan üç tarihi yapıdan oluşan müzeler topluluğunun bir parçası. Topkapı Sarayının güneyinde yer alan bu müze alanı, hem arkeolog ve hem de dünya çapında bir ressam olan Osman Hamdi Bey tarafından ülkemizde çağdaş müzeciliğin temellerinin atıldığı yer.

 

Çinili Köşk Müzesi

Çinili Köşk Müzesi

Müze kompleksinin en eski binası, 1472 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yazlık saray olarak inşa edilen Çinili Köşk. Osmanlı’da Fatih Sultan Mehmet zamanında başlayan tarihi eser toplama merakı, 1869’da Müze-i Hümayun’un kurulmasıyla kurumsal bir yapıya kavuştu. Bu tarihten itibaren, o günkü Osmanlı topraklarında ele geçirilen tarihi eserler Aya İrini’de toplanmaya başladı. Osman Hamdi Bey’in gerçekleştirdiği arkeolojik kazılarda elde edilen eserler artık Aya İrini’ye sığmaz olunca Çinili Köşk onarılarak müze haline getirildi ve 1880’de hizmete açıldı. Çinili Köşk Müzesi’nde bugün Türk çini ve seramik eserleri sergileniyor.

 

Eski Şark Eserleri Müzesi

Eski Şark Eserleri Müzesi

Bina Osman Hamdi Bey’in isteği üzerine, dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury tarafından 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak inşa edildi. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan akademi 1917’de başka yere taşınınca bu bina Müzeler Müdürlüğü’ne devredildi. Bu tarihten itibaren tüm sanat eserleri ve arkeolojik eserler kategorize edildi. Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arap Yarımadası’nda yapılan kazılarından elde edilen İslamiyet ve Yunan öncesi çağlara ait arkeolojik eserler sergilenmeye başlandı. Son olarak 2000 yılında onarım geçirerek bugünkü haline ulaşan Eski Şark Eserleri Müzesi’nde sadece Anadolu ve Yakındoğu tarihine değil, insanlık tarihinin ilerlemesine de tanık oluyorsunuz. Örneğin; tarihin ilk yazılı antlaşması olan ve M.Ö. 1280’de Mısırlılar ile Hititler arasında imzalanan Kadeş Antlaşması’nın, Boğazköy kazılarında bulunan üç kopyasından ikisi burada. 75.000 parçadan oluşan çivi yazılı tablet koleksiyonu da Eski Şark Eserleri Müzesi’nde ziyaret edilebilir.

 

 Arkeoloji Müzesi

 Arkeoloji Müzesi

Osman Hamdi Bey 1887-1888 yıllarında, bugün Libya sınırları içinde yer alan Sayda kentinde yaptığı kazılarda büyük bir kral nekropolü (mezar alanı) ortaya çıkardı. Tüm dünyada büyük heyecan yaratan bu kazıda gün ışığına çıkarılan çok sayıda lahit ve diğer eserlerin sergilenmesi için yeni bir müze binasına ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacı karşılamak üzere Çinili Köşk’ün hemen karşısına, bu kez başlı başına bir müze olarak ve yine mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanan bina inşa edildi ve 1891 yılında hizmete açıldı.

Türkiye’nin ilk müze binası olan yapı bu yönüyle dünyada da ilkler arasında yer alıyor. Müzenin inşa edildiği yıllar mimar Alexandre Vallaury’nin de mesleğindeki en parlak yılları. İlk eseri olan Sanayi-i Nefise’de 1908 yılına kadar mimari dersleri de veren Vallury, Türk mimarlık tarihinin gelişmesinde hem icracı hem de eğitmen olarak çok önemli bir rol üstlendi. Bugün İstanbul’da Osmanlı Mimarisi dendiğinde bize gösterilen pek çok bina onun eseri. Örneğin, Eminönü’nde Hidayet Camii; Karaköy’de Osmanlı Bankası Genel Müdürlüğü; Beyoğlu’nda İstanbul’un ilk oteli olarak inşa edilen Pera Palace Hotel, Karaköy’deki Hazeran Han bugün hala ayakta ve hala ilk yapıldıkları amaç doğrultusunda kullanılıyorlar.

İstanbul Arkeoloji Müzesi, 1 Nisan-31 Ekim tarihleri arasındaki yaz döneminde sabah 09:00 ile akşam 19:30 saatleri arasında, 31 Ekim-1 Nisan arasındaki kış döneminde ise 09:00 ile 17:30 saatleri arasında, haftanın her günü gezilebilir.

İlgili Yazılar

Yorum Yap