Osmanlı Devleti’nde Ramazan ayı her zaman özel bir yere sahipti. Bu ayda hoşgörü ve huzur daha kuvvetli bir şekilde hissedilirdi. 11 ayın sultanı Ramazan bu nedenle heyecanlı bir şekilde beklenirdi. Var olan gelenekler hoşgörünün ve huzurun en güzel temsilcileriydi. İşte Osmanlı’dan günümüze birbirinden özel Ramazan gelenekleri.

 

“Silin borçlarını… Allah kabul etsin”

 Osmanlı zamanında zenginler tanımadıkları manav, bakkal gibi dükkanlara giderek zimem defteri denilen defteri çıkarttırırlardı. Bu defterlerde borçlar yer alırdı. Zengin kişi defterden rastgele bir sayfa seçerek ”Silin borçlarını… Allah kabul etsin” diyerek borcu öder ve borcu sildirirdi. Burada borcu ödeyen kişi kimin borcunu ödediğini, borcu ödenen kişi ise bunu kimin yaptığını bilmezdi.

 

Kim hilali müjdelerse ona 150 kuruş verilirdi

Osmanlı zamanında Ramazan’ın ne zaman başlayıp biteceği tam olarak belli olmazdı. Öyle ki Ramazan ayının başlangıcının haber verilmesi için ayın doğuşu beklenirdi. Bu yüzden halktan bazı insanlar ve devlet görevlileri yüksek yerlere gönderilirdi ve hilalin görünmesini bildirirlerdi. Hilali gören kişiler şahitleriyle birlikte mahkemeye giderek durumu haber verirlerdi. Eğer hilal görülmesi teyit edilirse haberi getirenler ve şahitler yüklü miktarda ödül alırlardı.

 

Zamlar kesinlikle yasaktı

Ramazan ayında eşya ve yiyeceklere zam yapılması kesinlikle yasaktı. Devlet bu yasak doğrultusunda sürekli denetimdeydi. Ayrıca bu aylarda gıda maddelerinin daha ucuza satılması teşvik ediliyordu.

 

İki aşamalı iftar sofrası vardı

 Osmanlı’da iftar sofrası iki aşamadan oluşuyordu. İlk aşamaya ”iftariye” deniyordu. Bu aşamada orucun verdiği açlık ile yemeklerin hızlı bir şekilde tüketilmesi önleniyordu. Bu doğrultuda küçük tabaklarda reçeller, hurmalar ve benzeri yiyecekler yer alıyordu. İftariyeler bitirildikten sonra akşam namazını kılmak isteyenler namazını kılıyor daha sonrasında yeniden hazırlanmış olan sofranın başına oturuyordu.

 

Tenbihnameler yayınlanırdı

Bu dönemde halkın sosyal düzeni bozacak tavır ve hareketlerden kaçınmaları için tenbihnameler yayınlanırdı. Bu tenbihnamelerde namaz vakitlerinde dükkanların kapatılması ve kahvehanede oturanların cemaate katılmaları gibi tembihler yer alırdı. Burada amaç İslam’ın ruhunu ve nurunu yaşamaktı. Bu yüzden cemaatle yapılan duaların kabulünün daha fazla olduğu vurgulanırdı.

 

Sadaka taşları fakirlere umut olurdu

Osmanlı’da sadaka taşları büyük bir öneme sahipti. Günümüzde de bu taşları camilerin önünde veya belli noktalarda görmemiz mümkündür. Bu taşlar Osmanlı zamanında sosyal dayanışmanın önemli bir parçasıydı. Zenginler gösterişten, paraya ihtiyacı olanlar ise dilenmekten çekindiği için paralar bu taşlara konulurdu. İhtiyacı vakti olanlar ihtiyacı kadarını alır, gerisini bırakırdı. Yani bir elin verdiğini öbür el görmezdi.

 

Evin kapısı her zaman açık tutulurdu

 Osmanlı zamanında Ramazan ayında misafir ağırlamak büyük bir öneme sahipti. Misafirler hem eş dost hem de yolda kalan ve ihtiyacı olan insanlar olurdu. Bu yüzden kapı her daim açık bırakılırdı. Eğer yabancı birisi iftara geldiyse kim olduğu sorulmazdı. Ayrıca ev sahibi yemeğe gelenlere ”diş kirası” adı altında hediyeler verirdi. Bu hediyeler düşük gelirli konuklar için gümüş ve altın akçelerdi.

 

Arife çiçekleri ortalarda gezerdi

Çocuklar için bayramlar her zaman özel bir yere sahipti. Bu durum Osmanlı’da da böyleydi. Osmanlı zamanında Arife gününde bayramlıklarını giyen çocuklara ”arife çiçeği” denirdi.

 

Küçük çocukların öğlene kadar oruç tutmasına izin verilirdi

Osmanlı’da küçük çocukların öğlene kadar oruç tutmasına izin verilmesine ”tekne orucu” deniyordu. Tekne orucu alimlerin çocukları oruca alıştırmak için uyguladığı bir yöntemdi. Çocuklar tam gün oruç tutamayacakları için öğle vaktine kadar oruç tutmalarına izin verilir ve onlara hediyeler alınırdı.

 

Öğrenciler cerre çıkardı 

 Cerre çıkmak bir nevi staja çıkmaktı. Osmanlı Devleti’nde bulunan medreseler ”Üç Aylar”da yaz tatiline girerdi. Bu yüzden seçilen öğrenciler halkı dini konularda aydınlatmak ve bilgilerini pekiştirmek için imparatorluğun farklı noktalarına giderlerdi.

 

Sahur eğlenceleri Ramazan’a ayrı bir güzellik katardı

Ramazan aylarında huzur kadar eğlence ve güzellik de vardı. Bu doğrultuda sahur eğlenceleri olurdu. Ortaoyunları, meddah, Karagöz gibi programlar yapılırdı. Bununla birlikte birçok yetenekli insan hünerlerini sergilerdi. Davul ve mâni geleneği ise ay boyunca devam ediyordu.

 

Günümüzde Ramazan gelenekleri…

Osmanlı’da bulunan Ramazan geleneklerinin hepsi olmasa da bir kısmı günümüzde de devam etmektedir. Bu gelenekler arasında ise; oruç tutmak isteyenleri uyandırmak için Ramazan davulu çalmak ve mani söylemek, hayır amaçlı iftar yemekleri vermek, teravih namazından sahura kadar sürede çeşitli eğlenceleri izlemek, iftar çadırı kurmak gibi gelenekler bulunmaktadır.

İlgili Yazılar

Yorum Yap