Türklerin Edebiyat tarihine şöyle bir göz atacak olursak edebiyatçılar, her zaman saygıdeğer bulunmuştur. Türk edebiyatçıları kimi zaman bireysel duyguları işlemiş, kimi zaman toplumsal sorunlara ışık tutmuştur; kimi zaman yabancı dillerin biçim ve kelime haznesini kullanmış kimi zaman ise Türkçe’nin özüne inmiştir. Tüm bu çeşitlilikte tarihin vazgeçilmez bir parçası olmuşlardır.

Kültür onlarla şekillenir, dil onlarla yayılır, düş onlarla güzelleşir ve aşk onlarla yaşanır. Türk Edebiyatçıları her zaman kalbimizde önemli bir yer taşır. Hayata bakış açıları, hayalleri, sitemleri, aşkları; gönlümüzün derinlerinde yer bulur.Bununla birlikte edebiyat bir dayanışmadır da. Edebiyatçılar tarih boyunca birbirini tanır, hasbihal eder ve fikir paylaşımına girer. Sabah kıraathanede kahve içerken, akşam meyhanede rakı tokuştururken konuştukları tek şey vardır: Edebiyat. Edebiyatı ilgilendiren her şey onların sohbetlerinin bir parçasıdır. Buluştukları mekanlarda konuşup tartıştıkları her şey; bir söz, bir düş olarak çıkar karşımıza sayfalarda.

Elbette bu romantik ve naif ruhlar bir mekanı beğendimi o mekandan kolay kolay çıkmazlar da. Uzun sohbetleri, naif ruhları, estetik kaygıları belli başlı yerlerde karşılığını bulabilir olduğundan, aradıkları mekanı bir kere buldular mı bir daha o mekandan ayrılamazlar.

Meserret Kahvesi

Osmanlı’nın son yıllarında açılmış olan Meserret Kahvesi, Serveti Fünun Edebiyatçılarından Milli Edebiyatçılara kadar birçok yazarı ağırlamıştır. Hatta Salah Birsel’e göre buradan geçmemiş bir edebiyatçı yoktur. Mehmet Rauf, Halit Ziya Uşaklıgil, Necip Fazıl, M. Cevdet Anday, Edip Cansever, Yahya Kemal, Orhan Kemal, Muzaffer Buyrukçu ve nice isim daha…
Sirkeci’nin en güzel köşesinde yer alan bu kıraathane birçok yazarın belli bir dönemine ev sahipliği yapmıştır. Mekan; yazmaya yeni başlayanlar için staj yeri, ustalar için ise hasbihal yeri olarak da biliniyordu. Günün güneşli saatleri burada geçirilir, vezinler burada tartışılır, Osmanlı’dan burada dert yanılırdı.

Orhan Kemal ise Meserret Kahvesi’ni şöyle anar: “Meserret, Bab-ı Ali’den ekmeğimi çıkarmaya çalışmamın başlangıç noktasıydı.”

Hazzo Pulo

Hazzo Pulo Pasajı edebiyatçılar ve edebiyat severler için her zaman farklı bir öneme sahiptir. Bu pasajda bulunan kahvehane tarih boyunca edebiyatın yeşerdiği yer olmuştur. Yazı makinesi Ahmet Mithat Efendi’nin pasajın hemen üst katında bir matbaasının olması da bu durumda önemli yer teşkil eder. Sayılı matbaanın olduğu İstanbul’da, Tanzimat Edebiyatçılarının üretimhanesi olur Hazzo Pulo’daki bu matbaa. Vatan şairi Namık Kemal burada yatar kalkar, Recaizade Mahmut Ekrem gün içinde bir uğrar. Neredeyse tüm Tanzimat yazınları bu pasajdan çıkar.
Fecr-i Ati’nin melankolik akşam şairi Ahmet Haşim ise evinden çıktığı sayılı zamanlarda Hazzo Pulo’yu ihmal etmez.

Buradaki kahvehane ise edebiyatçıların buluşma noktasıdır. Sonu gelmeyen kahveler, çaylar burada içilir; ertesi günün gazetesi burada tartışılır, taze çıkacak yeni basım romanların heyecanı burada yaşanırdı.

Pera Palace Oteli

Edebiyatçıların uğrak yeri olan mekanlar arasında Pera Palace’ın farklı bir önemi bulunmaktadır. Bu otel, Türk edebiyatçılara ev sahipliği yaptığı gibi dünya edebiyatçılarına da yapmıştır. Hatta bu otelde Atatürk’ün yanı sıra, ünlü polisiye roman yazarı Agatha Christie’nin de müze haline getirilmiş bir odası bulunmaktadır. Otel, açıldığı dönemde Avrupa ve Osmanlı ilişkilerinde ve Doğu-Batı kültürel etkileşiminde önemli bir yere sahiptir. Öyle ki Avrupa’dan ve Amerika’dan gelen edebiyatçıların İstanbul’daki evi halindedir. Ernest Hemingway bir dönem burada konaklamış, İstanbul’un bir tepesine adını verecek kadar İstanbul aşığı olan İtalyan yazar Pierre Loti uzun bir dönem burada kalmıştır.

Bununla birlikte Pera Palace Oteli, Milli edebiyatçılar ve Cumhuriyet dönemi edebiyatçıları için de önemlidir. Birçok edebiyatçı kimi zaman güzel bir Beyoğlu gecesini burada kapatır kimi zaman diğer edebiyatçılarla burada bir toplantı yapar. Atatürk’ün kaldığı dönemde birçok arkadaşıyla olduğu gibi birçok edebiyatçıyla da burada görüştüğü bilinir.

Bununla birlikte Pera Palace Oteli’nden bir sanat evi olarak bahsetmek yersiz değildir. Osmanlı’nın batılılaşma, Türkiye’nin modernleşme sürecinde ressamdan heykeltraşa, edebiyatçıdan müzisyene pek çok sanatçı burada konakladığı gibi burada sergi ve toplantı da düzenlemiş; eserlerini burada tanıtmıştır.

İkbal Kahvesi

Yaşar Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Orhan Kemal, Nurer Uğurlu, Rıfat Ilgaz, Behçet Necatigil, Musa Anter, Edip Cansever…

“Türkiye’nin en iyi edebiyatçısı kimdir? “ sorusuna çoğu zaman yukarıda saydığımız isimlerden biriyle cevap verilir. Adları peş peşe kullanıldığında bile insanı heyecanlandıran bu sanatçıların peş peşe dizildiği bir mekandı İkbal Kahvesi. Onların sabahları buluştukları, İstanbul’un uyanışını seyrettikleri mekandı. Yazarların günlük yaşamında önemli bir yere sahip olan bu kahvehane Orhan Kemal için ayrı bir öneme sahiptir. “Kahvetül-İkbal- diye andığı İkbal Kahvesi onun ikinci evi gibidir.

Bu yüzden Orhan Kemal sık sık İkbal Kahvesi’yle birlikte anılır, hatta onun biyografisini anlatan bir kitabın adı şudur: Orhan Kemal’in İkbal Kahvesi. Bu kitap onu yakından tanıyan arkadaşı Nurer Uğurlu tarafından yazılmıştır. Kahvehanenin Orhan Kemal için önemini yansıtan bir başka detay ise oğlu Işık Öğütçü’nün aynı isimle açtığı mekandır. 1960’da yazarların sıklıkla uğradığı İkbal Kahvesi kapanmış olsa da bu ruhu yaşatmak için Orhan Kemal’in oğlu harekete geçmiştir.

Baylan Pastanesi

Pastanelerin, eski adıyla muhallebicilerin, nostaljide ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu bilirsiniz. Baylan Pastanesi bunların en meşhurudur. Beyoğlu’nda bulunan mekan; taze aşıkları, heyecanlı gençleri ağırladığı gibi Türk Edebiyatı’nın en önemli isimlerini de ağırlamıştır. Maviciler, Hisarcılar buraya gelip giderken yeni bir adları bile olur: Balyancılar.

1923’te Ses Tiyatrosu’nun yanında Luvr Apartmanı’nda açılan pastanenin ilk ismi Loryan olsa da 1934’te yabancı isimlerin kullanılmasının yasaklanmasıyla Balyan ismini alır ve 1967’ye kadar ünlü edebiyatçıların uğrak alanı hale gelir. Ülkü Tamer’in bu mekan hakkındaki anlatımı ise şöyledir: “Garsonlar paramız olup olmadığını gözlerimizden anlardı, eğer meteliğe kurşun atıyorsak, hiçbir şey söylemeden önümüze bir maden suyu bırakırlardı. O maden suyuyla akşama kadar idare ederdik.”

İlgili Yazılar

Yorum Yap