Beyoğlu denildiğinde akla Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı ve çok daha eski olan Doğu Roma İmparatorluğu da dahil koskoca bir tarihi gelir. Saraylar, müzeler, ihtişamlı camiler İstanbul’un çeşitli yerlerine dağılmış olsa da Beyoğlu sanatın, ticaretin, kültürel etkileşimin can bulduğu bir konum olmuştur tarih boyunca. Bu yönüyle tam bir yenilik kentidir aynı zamanda. Yeni olan her şey önce Beyoğlu’na uğrar orada biraz pişer, özümsenir ve topluma yayılır.

Edebiyat, resim, müzik, tiyatro, sinema, moda, yeni tatlar önce Beyoğlu sokaklarında gezinir. Bu sokaklarda Türkiye’nin-Osmanlı’nın çeşitli kimliklerden oluşan renkli kültürüyle bir araya gelir, onlarla karışır ve sonrasında tüm ülkeyi sarmalar.

Beyoğlu ve Sanat

Topkapı Sarayı’na da Dolmabahçe Sarayı’na da fazlasıyla yakın; İstanbul’un en önemli limanlarının az biraz ötesinde, denize nazır, Avrupa Yakası’nın göbeğinde…

Böyle bir yer hayal ettiğinizde ne kadar hareketli olacağını da tahmin edersiniz. Beyoğlu tam da bu özelliklere sahip bir yerdir.

Bizans döneminde bir Latin yerleşkesi olarak hayatına devam eden semt, Osmanlı’nın parlak ticaretiyle ilk şeklini almaya başlamıştır. Gelişen dış ve iç ticaret, zamanla Beyoğlu’nun İstanbul’un ikinci merkezi haline getirmiştir. Topkapı’nın etrafında olan Sirkeci, Eminönü gibi ticaret merkezlerinde yer kalmadıkça ticari hayatın, Haliç’in bir diğer yanına yani Beyoğlu’na sıçramaya başlamasıyla; önce ticaret adamları ve zanaatkarlar Beyoğlu’na gelmiştir. Ardından, kahvehaneler en son ise sanatkarlar. 16.YY da başlayan Beyoğlu’nun kentleşme süreci 19. YY itibariyle tamamlanır ve bugünkü halini alır.

Kent sakinlerinin Avrupa etnik kökenli olması Beyoğlu’nun Batı ile kültürel etkileşimin en yoğun yaşandığı yer olmasını sağladı. Batı’nın tüm sanat biçemleri, fikir dünyası, dili ve kültürü öncelikle Beyoğlu’na uğradı. Yeniden eskiye, Doğu’dan Batı’ya bir köprü gibi görüldü.

Bu özellikleri, Batılılaşma hareketinin başladığı 19. yüzyılda Beyoğlu’nu gözde semt haline getirdi. Ülkenin Doğu-Batı karmasıyla şekillenen ikliminin bir sembolü oldu. Tanzimat edebiyatçılarının, Levanten mimarların, ilk ressamların koğuşlanmasıyla semt bir sanat merkezi haline geldi. Öyle ki ilk roman burada basıldı, ilk lüks otel burada yapıldı, ilk resimler burada sergilendi. 21. Yüzyıla kadar edebiyatçılar, ressamlar, tiyatrocular, sinemacılar, müzisyenler burada can buldu ve Türk sanatına can verdi.

Türk Sineması ve Yeşilçam Tarihinin Kısa Özeti

Türk Sinemasının ilk filmi 1. Dünya Savaşı’nın başladığı yıllara denk gelir.14 Kasım 1914 tarihine Fuat Uzkınay tarafından çekilen “Aya Stefanos Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı yapıt Türk Sineması’nın tarihini de başladı. Sonraki yıllarda savaşın devam etmesi sebebiyle sinema işleri bir müddet ordunun bünyesinde tutuldu.

Savaş sonrasında ortalığın yatışması ve modern Türkiye’nin kurulmaya başlanması pek çok alanla birlikte sinemaya da derin bir “oh” çektirdi ve köşe taşı denilen eserler verilmeye başlandı. 1922 yılından 1950’li yıllara kadar sinemaya Muhsin Ertuğrul ve Kemal Film (Seden Kardeşler) öncülük etti.

1948 yılına gelindiğinde ise devlet tarafından Yeşilçam devrini başlatacak bir karar alındı: Sinema vergilerinin %75’ten %25’e düşürülmesi. Verginin yüksek oranda indirilmesi sektörde büyük bir hareketliliğe sebep oldu. Film yapımcısı ve yönetmen olmak isteyen birçok kişi işe koyulmaya karar verdi. 1948 öncesinde 10 yılda 50 film üretebilen Türk sineması hızını 10’a katlar ve bu film sayısına 1 yılda ulaşmaya başladı ve ileriki yıllarda daha da hızlandı.. Üretken bir dönem olan Yeşilçam Dönemine ismini veren ise yapımcıların Beyoğlu’nda koğuşlandıkları sokak oldu. İstanbul’un en hareketli, modern ve açık görüşlü semtlerinden biri olan; edebiyatçılara, tiyatro oyuncularına, müzisyenlere ev sahipliği yapan Beyoğlu yapımcılar için en cazibeli konum oldu.

Çünkü ihtiyaçları olan tüm senaristlere, yönetmenlere ve oyunculara burada rastlamaları mümkündü. Bu sebepler 50li yıllarda Beyoğlu’nda bir sokağı yapımcıların sokağı haline getirdi: Yeşilçam Sokak.

Yeşilçam Sokak ve Beyoğlu

Yeşilçam Sokak, Türkiye sinemasına ismini vermeden evvel iki önemli değere daha ev sahipliği yaptı.

Bunlardan biri 1924 yılında açılan Opera salonudur. Salon; sanatsal ve entelektüel yönden önemli olmasının yanı sıra Atatürk’ü ağırlamış olması ve Atatürk’ü o dönemde sinema vergilerini %10’a düşürecek kadar etkilemiş olmasıyla da ünlüdür. Atatürk, bu sokakta sinemanın gelişebileceğini öngörmüş ve yeni sinemacıları da teşvik etme kararı almıştır. Opera salonu, yıllar yılı sinema ve operaya hizmet verdikten sonra önce bir giyim mağazasına kiralanmıştır. Bir giyim mağazası olduğu 1970’lerin son yıllarında bir yangın sonucu tamamen kapanmıştır.

Yeşilçam Sokağı’nın bir diğer önemli yapısı ise 1924’te kurulmuş olan Emek Sineması’dır. İlk zamanlarda “Melek Sineması” olarak bilinen bu sinema İstanbul halkının sinema kültürünün şekillenmesinde büyük bir öneme sahiptir. Sinemanın ilk yıllarında sayılı seyir alanlarından biridir ve film seyretmek isteyenlerin ilk işi Melek-Emek sinemasına gitmek olur. Salon hem Yeşilçam Sokağı’nın bir sinema sokağı haline gelmesini sağlamış hem de uzun yıllar Yeşilçam yönetmenlerine ve oyuncularına hizmet etmiştir. Emek Sineması günümüzde bir kültür merkezine dönüştürülmeyi beklemektedir.

1924’ten sonraki döneme bakıldığında Yeşilçam Sokağı’nın daha o yıllarda Türk Sineması’nın kalbi haline geldiğini görmek mümkündür. Semtin başlı başına bir sanat merkezi olması ve hareketli yapısı; Yeşilçam Sokak’taki iki binanın sinema severlerin uğrak yeri olmasını sağlamıştır. Sokağın oyuncular, yazarlar ve müzisyenler tarafından sıklıkla tercih ediliyor olması; İstanbul halkı için ayrıca bir merak konusu da olmuştur.

1950’li yıllar ise Yeşilçam Sokağının bütünüyle bir sinema sokağı haline geldiği yıllardır. Bu yıllarda artan yapımcılar sinema filmi çekmekte kararlıdır ve bu projelerini hayata geçirebilecekleri en uygun yer Beyoğlu olmuştur. Sektörle birlikte sektörün çektiği ilgi de hız kazanmıştır. Fırtınalı yıllar denilebilecek 50’li yıllarda Yeşilçam’ın rüzgarları Türkiye’nin bir ucundan bir diğer ucuna esmiş; film yıldızı olmak isteyenleri etkisi altına almıştır. Günümüzde hayranı olduğumuz, sinemanın altın yıldızları olarak andığımız birçok oyuncu ve
yönetmen; bu sokaktan geçmiş, Beyoğlu ve çevresinde eğitim görerek sinemanın yıldızı haline gelmiştir.

İlgili Yazılar

Yorum Yap