İstanbul lojistik konumunun yanı sıra lebiderya manzarası, yedi tepesi ve bitki örtüsüyle de her zaman eşsiz bir şehir olmuştur. Ekonomik, politik, kültürel ve tarihi öneminin yanı sıra kendi benzersiz görüntüsüyle de bir o kadar önemlidir.

Elbette bu durum İstanbul’un tarihine de yansımış, göz alıcı yapısı çeşitli milletleri kendine çekmiştir. Tarihin en büyük iki imparatorluğunu ağırlamış olan şehrin seyir alanlarında onların izlerine rastlamak da mümkündür. Çünkü şehirleşme, yapılanma ilk olarak şehrin cazibeli konumlarında başlamıştır.

Galata Kulesi

İstanbul’un panoramik bir görüntüsünü sunan Ortaçağ’dan kalma bir taş yapıt olan Galata Kulesi, İstanbul’da manzara izlenecek yerlerin en başında geliyor. Beyoğlu’nun Galata mevkiinde bulunan kule Şişhane, Karaköy arasında Boğaz’a hakim bir konumda yer alıyor.

MS 507 yılında Bizans imparatoru Justinianos tarafından yaptırılmış olan taş yapı daha sonra Cenevizliler tarafından 1348 yılında tekrar yapılmıştır. Bu yüzden bir Ortaçağ Ceneviz mimarisi olarak kabul edilmekte ve bu özelliğiyle Unesco Miras Listesi’ne aday gösterilmektedir. Kule, İstanbul’un fethiyle Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiş 1500’lü yıllar da Mimar Murad bin Hayreddin tarafından restore edilmiş, üst katına cumba eklenmiştir. Daha sonra kule, 1831 yılında yangın geçirmiş bu yüzden tekrar restore edilmiştir. Bu restorasyonda üzerine 2 kat daha eklenerek külah biçiminde bir dam örtüsü eklenmiştir.

Bu yapım ve restorasyonların sonunda günümüzdeki haline kavuşan Galata Kulesi İstanbul’un en ünlü yapılarından biri haline gelmiştir. Kule, Karaköy ve Şişhane üzerinden bir İstanbul silüeti sunar ve İstanbul Boğazı’nın eşsiz manzarasını gözler önüne serer. İstanbul’un seyir keyfine varabileceğiniz kulede bir de restoran bulunmaktadır.

Beykoz Korusu

Beykoz Merkez Mahallesi ile Paşabahçe Mahallesi arasında yer alan koru, boğaz üzerinden bir sırt oluşturur. Boğaz üzerinden bir yamaçta başlayarak Riva’ya kadar uzanır ve ormanlarla bütünleşir.

İstanbul Anadolu Yakası’nın en güzel yerlerinden biri olan Beykoz Korusu’nun bir diğer adı da Abraham Paşa Korusu’dur. Ermeni kökenli Erem Amira’nın torunu olup, sarayla yakın ilişkileri olan Abraham Paşa’nın Sultan Abdülaziz’le oynadığı tavlayı kazanmasıyla bu bölgeyi kazandığı bilinir. Tavla iddiasının sonunda Beykoz’daki bu geniş araziyi kazanan Abraham Paşa daha sonra koru içine yaptırdığı köşkü de Abdülmecid’e hediye etmiştir. Fakat bu köşk 1937 yılında yanmıştır ve günümüze ulaşmamıştır.

Sonraki yıllarda tahta çıkan II. Abdülhamit Abraham Paşa’nın İstanbul’da geniş topraklara sahip olmasından rahatsızlık duyarak Beykoz Korusu’nu satın almış ve tekrar saraya kazandırmış, Abraham Paşa’nın yaptığı düzenlemelerin üzerine parkı da ekleyerek koruyu halka açmıştır.

Pierre Lotti Tepesi

Pierre Loti Tepesi’nin manzarasının yanı sıra ilgi çekici bir öyküsü de bulunmaktadır.

İstanbul hayranı bir Fransız yazar olan Pierre Lotti o dönem Selanikli bir kadına aşık olur. Bir ağanın 3. Eşi olan Aziade isimli bu kadınla aralarında gizli bir aşk yaşanır. Daha sonra Selanik’teki savaş sebebiyle İstanbul’a yerleşmesi gereken Aziyade haberi Pierre Loti’ye ulaştırır ve Pierre Lotti ondan evvel davranarak İstanbul’a yerleşir ve sevgilisini beklemeye başlar. Bu bekleyiş esnasında Pierre Loti’nin yeni bir aşkı da olur: İstanbul. Yalnız geçirdiği günleri İstanbul’u karış karış yürüyerek geçiren bu Fransız genç şehre aşık olur. Sevgilisi geldiğinde onunla şehrin en güzel yerinde buluşur. Rabia Kadın Kahvesi’nde, bugünkü adıyla Pierre Loti’de. Daha sonra ülkesi tarafından çağrılan bir süreliğine Fransa’ya giden ve geri döner. Geri döndüğünde gizli aşkı Aziyade’nin vefatını öğrenir ve ona karşı beslediği aşkı her gün buluşma noktasında, Rabia Kadın Kahvesi’nde, yad eder. Uzun süre her gün kahveye gider ve orada İstanbul seyrine karşı kitap yazar.

İstanbul’u ikinci vatanı olarak gören ve buradaki insanlarla saygıdeğer bir ilişki yürüten Pierre Lotti çevresinde de saygı gören bir kişi olur. Tepeye olan ilgisi ve bu tepeyi her gün ziyaret ediyor olması sebebiyle tepeye ismi verilir.

Günümüzde Pierre Lotti Tepesi olarak bilinen tepe İstanbul’un seyredilebileceği en güzel yerdir. Boğaz üzerinden İstanbul’un büyük bir kısmı ve Haliç görünmektedir. Aynı zamanda etrafında birçok tarihi yapı bulunmaktadır. Osmanlı’dan kalan tekkeler, sarnıç, kabirler, sübyan mektebi, kuyular ve tesisler Pierre Loti’nin etrafını oluşturmaktadır.

Gülhane Parkı

İstanbul’un en güzel yerlerinden biri olan Gülhane Parkı Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’nın bahçesi olarak kullanılır. Sarayın gülleri ve başka şehirlerden getirilen çiçekleri burada yetiştirilir. O dönemde saraylıların günlük gezintileri bu bahçe içerisinde gerçekleşir. Parkta hala tarihe tanıklık etmiş ağaçlar ve tarihi yapılar bulunmaktadır.

Gülhane Parkı İstanbul manzarası seyredilebilen bir alan olmasa da kendisi seyirlik bir alandır. İstanbul’un en güzel parklarından biri olan, tarihi yarımadanın içerisinde doğal güzellikleri ve bir imparatorluğun hikayesini bir arada bulabileceğiniz enfes bir alandır.

Çamlıca Tepesi

İstanbul’un seyir tepeleri denildiğinde akla ilk gelen yer Çamlıca Tepesi’dir. Meşhur yeditepenin en yükseği olan Çamlıca Tepesi’nden İstanbul’u kuşbakışı seyretmek ve şehre en hakim görüntüyü yakalamak mümkün. Bu özelliği ile yüzyıllardır ziyaret edilen tepe, günümüzde de İstanbul’un ana hatlarını görmek isteyen kişilerin ilk tercihi.

Tarih boyunca eşsiz bir şehrin görüntüsünü sergilemekle meşhur olmuş tepe aynı zamanda bir aşk tepesidir de. Burası yüzyıllarca aşıkların, dostların buluşma noktası; güzel bir günün parçası olmuştur. Şiirlerde, şarkılarda, edebi eserlerde anılmış, oradaki aşklar ve oradan seyredilen İstanbul anlatılmıştır.

Anadolu Hisarı

İstanbul’un en hoş yerlerinden biri olan Anadolu Hisarı tarihi bir öneme de sahiptir.

Kuruluş döneminde adım adım İstanbul’un çevresini saran Osmanlı Sultanlarından biri olan Yıldırım Bayezid bu hisarı İstanbul’un (o dönemde Bizanslılar yaşamaktadır) Karadeniz üzerinden yardım alamaması için yaptırmıştır. Hisar aynı zamanda Rumeli Hisarı’na bir karşılık olarak yaptırılmış ve fetih girişimleri sırasında Osmanlı Ordusunun faydalanması için inşa edilmiştir. Ankara Savaşı’nda Moğol İmparatoru Timur’a esir düşen Yıldırım Bayezid’in oğlu Süleyman Çelebi de bir süre burada saklanmıştır.

Boğazın en dar bölgesinde yer alan Anadolu Hisarı günümüzde bir balıkçı kasabasını andırır ve şehir içinde başka bir şehrin ruhunu taşır. Osmanlı’nın görkemli tarihini kendi mizacıyla sunar ve bu konuda benzersiz bir özellik taşır. İstanbul’un hoş bir seyrini sunan bölgede, imparatorluğun gösterişli bir mimari, altınlar, çiniler ve kubbeler eşliğinde değil; nostaljik bir yapılanmanın eşliğinde seyredersiniz.

Fuat Paşa Yalısı

İstanbul’da manzara izlenecek yerlerden bir diğeri olan Fuat Paşa Yalısı’nın 1700’lü yıllarından sonlarında inşa edildiği düşünülmektedir. Daha sonra sadrazam Keçecizade Fuat Paşa’nın evi haline gelen yalı ismini de ondan almıştır. İki yüzyılı aşkındır tarihe sessizce tanıklık yapan, sadrazamlara, paşalara ev sahipliği yapan yalı, Osmanlı’nın modern mimari anlayışını temsil eden inşalardan biridir.

Fuat Paşa Yalısı, Cumhuriyet döneminde restore edilmiş ve 1930’lu yıllar itibariyle konaklama tesisine çevrilmiştir. İstanbul’un en güzel yalılarından biri olan ve Boğaziçi’nde mükemmel bir seyir sunan Fuat Paşa yalısı günümüzde de otel olarak hizmet vermektedir.

İlgili Yazılar

Yorum Yap